Çobanlık yapıyordu, şimdi 103 şubesi var! ‘1 ayda kazanamadığımı tek günde kazandım’

Gonca Kocabaş / Milliyet.com.tr- 1979 yılında, Kastamonu’nun Hocavakıf Köyü’nde üç kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelen Ahmet Gökırmak, evli ve üç çocuk babası. Çok küçük yaşlarda çalışmaya başlayıp ailesine destek olan Ahmet Gökırmak, 16 yaşındaki girişimci ruhuyla da çalışkanlığını herkese gösterdi. Anne babası tarlada bağ bahçede çalışırken Ahmet ise çobanlık yapıyordu. “Bizim zamanımızda öyleydi. Anne baba tarlada, bağ bahçede çalışırken çoluk çocuk herkes bir işin ucundan tutardı. Bana da çobanlık yapmak düştü” diyen Gökırmak’ın çocukluk zamanları yokluk yıllarıydı. Oyuncakları yoktu, hayvanları bir nevi onun oyuncağı gibiydi. Hayvanların peşinden koşmak, onun için en keyifli oyunlarda biriydi. Bir yandan da ailesine destek oluyordu. Bu süre zarfında ise öğrendiği en büyük değer emek olmuştu. “Emek verdiğim her şeyin bana olumlu geri dönüşü oldu. Başarı beni her daim ileri taşıyor” diyen Girişimci Gökırmak için çocuk yaşta çalışmak, ona çalışkan olmayı öğretmişti.

Hayata erken atıldı. Abileriyle birlikte ailesine destek olmak için çalışmak, onları daha çocuk yaşta sorumluluk sahibi bireylere dönüştürdü. Bu çalışma disiplini yıllar geçse de değişmedi. Gökırmak’a göre hayat, emek vermeden karşılık sunmuyor. Bu yüzden attığı her adımda emeğinin tadını çıkarıyor ve yoluna aynı kararlılıkla devam ediyor.

9 METREKARELİK DÜKKANDA BAŞLADI, ŞİMDİ 103 ŞUBESİ VAR

Bakırköy’deki dondurmacıda çalıştığı yıllarda tatlı sektörüne ilgisinin doğduğunu söyleyen Gökırmak, “Dondurmayı yemeyi de sevdim orada, dondurma yapmayı da sevdim. Tezgahta dondurma satması da çok keyifliydi. 16 yaşında delikanlıyız o zaman. Kanımız deli akıyor, heyecanımız var. Ailemize destek olmaya çalışıyoruz. Bakırköy’de ustalarımdan, müşterilerimden aldığım övgülerin verdiği öz güven var. Bir şey yapmalıyım, buraları çabuk geçmeliyim derdindeyim. Bir ustam ön ayak oldu. Allah nasip etti. Beylerbeyi’nde 9 metrekarelik bir dükkanı işletmeye başladık” bilgisini paylaştı.

“Beylerbeyi’ndeki dükkan semtin adını aldı” diyen Ahmet Gökırmak, “Beylerbeyi Profiterol olarak hizmet etmeye başladık.  Beylerbeyi’ne de çok yakıştı marka. Kısa sürede de mahallenin sevilen esnaflarından olduk. Annemler geceden imalata girer profiterol yaparlardı. Abilerimle ben de yardım ederdik. Ürünler hazırlanınca koşa koşa dükkana götürür, tezgahımıza ürünlerimizi şıkır şıkır yerleştirir müşterilerimizi ağırlamaya başlardık. İlk başladığımız dönemlerde o günkü kazancımızla toptancıya koşar şekerimizi yağımızı alır imalata yetiştirirdik” diyerek şunları anlattı: 

“Profiterolümüz çok beğenildi. Tadına bakan ailesini, eşini dostunu getirmeye başladı. Kapımızda kuyruklar oluyordu. Dükkan o kadar küçüktü ki oturup yemeye yer bulamayanlar paketini alır, Beylerbeyi sahile iner boğaz havası eşliğinde tatlısını yerdi.  Gerçi bu durum hâlâ aynı, Boğaz havası eşliğinde profiterol yemek Beylerbeyi’ne gelenlerin adetidir. Bu tempo bizi canla başla çalışmaya itti. O günlerde en büyük hayalim, herkesin baktığı yerde bizim tabelamızı görmesiydi. Bunun için ilk adımı 2001’de attık. İkinci dükkanımızı da Kısıklı’ya açtık. 3. şube, 4. şube derken bugün 103 şubeyle hizmet veriyoruz.”

‘1 AYDA KAZANILAMAYAN PARA 1 GÜNDE KAZANILIR HALE GELMİŞTİ’

Küçücük bir dükkanda başlayan bu hikaye, kısa sürede semtin sembolüne dönüştü. Bu başarının sırrını sorduğumuz Ahmet Gökırmak, “Başarımızın sırrı günlük taze üretim ve istikrardı. 1995’ten beri reçetemiz hiç değişmedi. Beylerbeyi’ndeki dükkanımızın biraz ilerisinde Sabancı Lisesi var. Biz yeni açtığımız dönemlerde profiterolümüzü yiyen öğrenciler ara ara semti, okulu ziyarete gelirler. Gelmişken profiterol yiyelim derler. Profiterolümüzün tadının o günlerdeki lezzetiyle aynı olduğunu, onlara nostalji yaşattığımızı dile getiriyorlar. Damaklarda iz bırakıyor oluşumuzu duymak bizi de son derece mutlu ediyor. Profiterolümüzün lezzet dengesini müşterilerimizden gelen yorumlarla oluşturduk. Profiterolümüzün reçetesi hiç değişmedi. Zaman zaman menümüze yeni lezzetler eklesek de, profiterolümüzün reçetesi hâlâ ilk günki gibi aynı” diye konuştu.

Böylece 1 ayda kazanılmayan para, 1 günde kazanılır hale gelmişti” diyen Gökırmak, “O zamanlar piyasada pek marka yoktu. Doğru noktada doğru işi yapan işi alıp götürecekti. Biz de bu işe doğru zamanda doğru noktada başladık.  Çok çalıştık, hızlı para kazandık. Üretim yerimizi büyüttük. Hammadde depolarımızı artırdık. Sistemimiz güzel işlemeye başladı. Her zaman memleket sevdamız ağır basar. Şubeleşmeye başlamışken, memleketimiz Kastamonu’ya da bir şube açalım dedik. İçerisinde imalatı olan, restoranı olan, muhallebici edasında büyükçe bir yer açtık. İşler orada çok iyi gitmedi. O taraftaki işleri toparlayalım derken, bu tarafı kaçırdık. Bu tarafı kaçırınca kriz geliyorum dedi” diyerek yaşananları şöyle anlattı:

“2008 krizi hayatımızın dönüm noktası. O günler çok zordu. Kolay atlatamadık. O günleri düşününce ‘Emin adımlarla, sağlam alt yapı oluşturmadan, işin fizibilitesini yapmadan asla işe başlamamalısın’ diyorum. Cebimizde yol parası yoktu. Bizi yeniden ayağa kaldıran şey markaya olan inancımızdı. Kriz tüm aile fertlerimizi etkilemişti. Zor günler geçirdik. Bir an önce bu krizden çıkmalı ve hayallerimizin peşinden yeniden koşmaya başlamalıydık. Bir kere başarmıştık, kendimizi yeniden başarabileceğimize inandırmıştık. Ürün reçetesi bize aitti. Ailecek hepimiz üretimden sevkiyata, tezgahtan müşterimize varana kadar sürecin içinde olan insanlardık.  Ne yapmamız gerekiyordu, daha çok çalışmalıydık. Emek vermeliydik. İnancımıza göre, hiçbir emek zayi olmaz. Olmadı da. Eskisinden daha güçlü olarak sektöre döndük.”

‘KRİZDE OLDUĞUMUZU DUYANLAR KARŞI KALDIRIMDAN YÜRÜMEYE BAŞLADI’

O dönemde çevrelerinden bir destek görmediklerini söyleyen Gökırmak, “Büyük krizde olduğumuzu duyan eş dost telefonlarımıza çıkmamaya başladı. Dükkanın önünden geçen selam verip hal hatır soranlar, belki bir isteğimiz olur kendilerinden diye karşı kaldırımdan yürümeye başladılar,  Kimseden bir beklentimiz yoktu ama herkes kendini korumaya almıştı. Allah’ın nasip etmesi, ailemin desteği ve kendi çabalarımızla ayağa kalktık. Şimdi emin adımlarla yolumuza devam ediyoruz. İlk adımı müşterilerimizin sesine göre attık. Geriye dönüp baktığımızda müşterilerimiz bizden ne istiyordu, onları ne memnun ediyordu. Özümüze sadık kalarak yenilendik. İnanç ve azimle yeniden yükselişe başladık” ifadelerini kullandı. 

Benim bir lafım var, çocuklarım bazen sohbet ederken sorarlar diyen Ahmet Gökırmak, “Baba ne kadar çok insan tanıyorsun dediklerinde ben de onlara ‘Bu piyasanın yarısını ben tanırım, yarısı da beni tanır’ derim. İşimizin aşığı olunca çok araştırıyoruz. Yeni insanlar tanıyoruz, tanışıyoruz. Fikir alışverişlerimiz oluyor. Piyasaya yeni bir marka hammadde çıkmış, yeni bir marka girmiş. Yeni bir malzeme bizim ürünlerimizle uyum sağlayabilir mi diye çok araştırırız. Numune alır kendim denerim. Tadarım, tattırırım. Kendim yemediğim hiçbir ürünü ne aileme ne de müşterime yedirmem. Bizim reçetemize uyum sağlayacağını düşünen hammadde üreticileri ziyaretimize gelirler. Ürün yapar, deneriz. Reçetemize uyum sağlar ise birlikte çalışırız. Hem eş dost kazanmış oluruz, hem ticaret yaparız.  Piyasadan en uyumlu hammaddeleri alarak, ilk günkü lezzet reçetemizden ödün vermeyerek istikrarımızı bozmadan sürdürülebilirliğimizi sağlıyoruz” bilgisini paylaştı.

‘BUGÜN İLK PİŞİRDİĞİM PROFİTEROLÜN KOKUSU HÂLÂ BURNUMDA’

“Geriye dönüp baktığımda ve her anımda, hayallerimi gerçekleştirebildiğim için, yeni hayaller kurabildiğim için, sağlıkla sıhhat ile her daim daha ileriye gidebilmek adına adımlar atabildiğim için bu gücü bana verdiği için Allah’a şükrediyorum” diyen Gökırmak, “Tabelama her baktığımda doğru işler yaptığımız için gurur duyuyorum, mutlu oluyorum. Bir müşterimin eline sağlık demesi, güler yüzle dükkanımızdan çıkması, bir çocuğun profiterolün sosunu yüzüne gözüne bulaştırarak keyifle yemesini izlerken içimde yaşadığım duyguların tarifi inanın yok” diyerek duygularını paylaştı.

Genç girişimcilere önerilerini sorduğumuz Ahmet Gökırmak, “Küçük şirin bir kafe hayali gençken herkesin aklından geçmiştir sanırım. Hayallerinin peşinden gidecekler. Çalışmadan emek vermeden hiçbir başarı olamaz. Başarı istiyorlarsa çalışacaklar, ter dökecekler. Yapacakları işi iyi analiz edecekler. İşi yapmaktan zevk alacaklar. Hepimizin hayatında inişler çıkışlar var. Pes etmeyecekler. Başarısızlıkla baş etmek, işler yolunda gitmediğinde de kontrolü kaybetmemek anlamını taşır. Yaşanan başarısızlık, bir sonraki denemeyi daha da bilinçli hale getirir. Yol gösterir” diyerek sözlerini şöyle noktaladı:

“Kolay değildi. Küçücük bir dükkanda, büyük hayallerle başladı her şey.  İnandık ve başardık. Bugün o ilk pişirdiğim profiterolün kokusu hâlâ burnumda. İlk müşterimin yüzündeki tebessüm hâlâ gözlerimin önünde.  Geriye dönüp baktığımda, yaptığım her şey için iyi ki yaptım diyorum. İyi ki yaptım, iyi ki bugünkü ben oldum.”

Author: admin