
Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Mevsim değişiklikleri pek çok dengenin de değişmesi demektir. Özellikle canlılar dünyasında kış uykusuna yatanlar uyanır, göçebe olanlar yazın yeniden merhaba der. Pek çok kişi için korkutucu birer canlı olan yılanlar da onlardan biridir. Özellikle güneşin termometrelerin yüksek sıcaklıkları işaret ettiği bugünlerde, dışarıya göre serin olan kapalı alanlarda yılanlar sık görülmeye başlandı. Gölge ve serin noktalara giren yılanlar, aslında insanları hedefleyerek değil, besin ya da serinlik ihtiyacı nedeniyle buraları seçiyor. Ancak yılan sokması nedeniyle hastaneye başvuranların sayısı da artış gösteriyor. Türkiye’de her yıl ortalama 500 ila bin 500 yılan sokması vakası kayıtlara geçiyor. Vakaların büyük çoğunluğu tarım işçiliğinin ve iklim şartlarının etkisiyle Adana, Mersin, Hatay, Şanlıurfa ve Antalya gibi Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu illerinde yoğunlaşıyor. Ve bunların yüzde 50’sinden fazlası havaların ısındığı ve yılanların aktifleştiği yaz aylarında (Haziran, Temmuz, Ağustos) gerçekleşiyor. Ancak yılan sokması vakasında akla gelen ilk şey türün zehirsiz mi, zehirli mi olduğu oluyor. Oysa her ne olursa olsun yapılacak ilk iş hastaneye gitmek olmalı ve doktorların her vakayı aynı titizlikle inceleyeceğini unutmamak olmalıdır. Peki ama yılan sokarsa yapılması gerekenler nelerdir? Hangi yılanlar tehlikelidir? Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Bülbül ve Genel Cerrahi ve Adli Bilimler Uzmanı Dr. Mehmet Görgülü, yılan sokması vakalarını, sonrasında yapılması gerekenleri ve yılanların artıp artmadığına ilişkin soruları Milliyet.com.tr’ye yanıtladı.

Bir haftadır sıcaklıkların da artışıyla yurdun dört bir yanından “yılan paniği” haberleri gelirken yetkililerin müdahale ettiği ilginç vakalar da meydana geldi. Osmaniye’de (en solda) bir evin bahçesinde, Hatay’da (orta üstte) bir vatandaşın balkonundaki çamaşır makinesinin içinde, Bitlis’te (orta altta) TCDD binasında, Malatya’da (sağda üstte) park halinde bir aracın içinde, Adıyaman’da (sağda altta) ise bir hastanenin bahçesinde yakalanan yılanlar çok sayıda örnekten sadece bazıları. (Fotoğraflar: İHA)
YILANLAR ARTTI MI? NİÇİN KAPALI ALANLARA GİRİYORLAR?
Son günlerde Türkiye’nin dört bir yılan popülasyonunda artış olduğuna yönelik iddialar geliyor. Yılanların kapalı alanlara girdiği görüntüler sosyal medyada hızla artıyor. Peki yılanlar gerçekten arttı mı? Prof. Dr. Ufuk Bülbül bu soruyu, “Yılanlar kış uykusuna yatan ve havaların ısınmasıyla yavaş yavaş etrafımızda gördüğümüz hayvanlardır. Mart ayında, Şubat’ta, Nisan’da pek görmediğimiz hayvanları birden Haziran ayında, Temmuz’da fazla görmeye başladığımızda yılanların arttığına dair yanılgılar olabiliyor. Oysa yılanlar normal sayıları neyse o sayıda görünüyor. Yani böyle bir anormal bir yılan artışı bir popülasyonun büyüklüğünü konuşabilmek için uzun süreli gözlemler ve bilimsel araştırmalar yapmak gerekiyor” diye yanıtladı. Sıcak havalar sürerken pek çok kişi kendini yeşil alanlara, gölge ve serin noktalara atmayı seçiyor. Ancak bizim gibi serin alan arayan yılanların sıklıkla karşılaşıldığı yerler de tam olarak bu noktalar. Prof. Dr. Ufuk Bülbül, yılanlarla karşılaşmamak ya da olumsuz bir durum yaşamamak için birkaç kolay yöntemi paylaştı.
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
kaynak olarak ekleyin
“Yeşil alanlara giderken elimizde bir değnek alabilir ve bununla titreşim yapabiliriz. Yılanlar ses duymazlar ama titreşimi hissederler. Bu titreşimle bölgeden uzaklaşabilir ve bizlerle karşılaşmayabilirler. Bunun yanında doğada bilmediğimiz alanlarda yürüdüğümüz zaman kalın pantolon, kot pantolon, bir bot, yılan ısırmasına karışı fiziksel bir koruma sağlayabilir. Ancak tedbirsiz dolaşmak tabii ki istenmeyen olaylara davetini çıkarabiliyor. ‘Evimize yılan girdi ise ne yapalım?’ Bu da çok sorulan bir soru. Peki evimize neden yılan girdi? Önce bunu bilmemiz gerekiyor. Engerek yılanları fareyle beslenir. Eğer beslenmek amaçlı girdiyse evde bir fare olması durumu değerlendirilmelidir. Ancak evde yılan bulmak yalnızca fare olduğu anlamına gelmez. Yılanlar serin alan arayışı ile de girmiş olabilir. Depo gibi alanlar yılanlar tarafından sıklıkla tercih edilir. Bunun dışında eğer onların doğasındaysak çok fazla engelleyebileceğimiz durumlar olmayabiliyor” diyen Prof. Dr. Bülbül sözlerine şöyle devam etti:
“İlk bakışta uzman olmayan kişiler için kesin zehirli yılan diyebilmek kolay olmayabilir. Türkiye’de iki grup zehirli yılan var. Birisi engerek yılanları, biri de kobra yılanları… Çöl kobrası Güneydoğu Anadolu’da, Urfa civarında tespit edilmiş bir yılan türüdür. Bunların başları üçgendir. Ancak başı üçgen gibi görünen, zehirli olmayan su yılanları da vardır. Bu nedenle hemen zehirli demek doğru değildir. Zehirli yılanların özellikle engereklerin kuyrukları küttür. Kuyruk bölgesine kadar vücuduna bakıldığında incelmek yerine aniden biten bir yapı görülür. Zehirsiz yılanların kuyrukları uzun, incedir. Yani uzun ince bir kuyruk görüldüğünde zehirli yılan olmadığı anlaşılabilir. Bir de göz bebeklerinin dikeyliğine bakılır genellikle. Ancak göz bebeği dikey olmayıp zehirli olan çöl kobrası yılanı da var. Veya yılan zannedilen kertenkeleler de var. Yani bu özelliklerin hepsinin tutması lazım ki zehirli yılan diyebilelim.”

YILAN SOKMASI DURUMUNDA İLK YAPILMASI GEREKEN NEDİR?
Zehirli ya da zehirsiz herhangi bir yılan tarafından yaralanan kişiler, hastaneye ulaşana kadar hayatta kalmayı sağlayacak yöntemleri de bilmelidir. Dr. Mehmet Görgülü yılan sokması sonrası yapılması gereken müdahaleler için, “Zehirli bir yılan tarafından ısırılan kişi, öncelikle sakinleştirilmelidir. Hastanın minimum düzeyde hareket etmesi, zehrin vücuda yayılmasını yavaşlatır. Yaraya buz uygulanmamalıdır. Tıbbi yardım gelene kadar yara üzerinden ve turnike uygulanmadan ısırılan bölgeye baskı uygulanması, dolaşımı engellemeden zehrin daha yavaş hareket etmesini sağlar. Yılan sokmalarında yaranın olduğu yer, müdahalenin türü bakımından da önemlidir. El ve ayak yaralanmaları daha kolay ilk yardım yapılabilen vücut bölgeleridir. Kafa ve gövde ısırıkları ölüm oranının yüksekliği bakımından daha riskli bölgeler arasındadır. İlk yarım saat içinde emme harici mekanik bir yolla (enjektör) boşaltılan zehir, vücuda verilen hasarın azaltılmasına da yardımcı olacaktır” dedi. Dr. Görgülü sözlerine şöyle devam etti:
“Yaralı bölgeye kesik atmak ve yaranın içinden zehri emerek tükürmek ilk yardım müdahalesi olarak doğru bilinen yanlışlar arasındadır. Bu şekilde bir müdahale, zehri emen kişinin ağız yoluyla zehirlenmesine neden olabilir. Isırılan yer temiz ve ıslak bir bezle öncelikle silinmeli ve ısırılan yer kalp hizasının altına gelecek şekilde hareket ettirilmeden sabit tutulmalıdır. Isırığın olduğu yerde yüzük, küpe, bileklik gibi takılar varsa hemen çıkarılmalıdır. Yaralı bölgede oluşabilecek ödem ve şişme, bu takıların daha sonra çıkarılmasını zorlaştırabilir. Isırık bölgesi temiz bir bez ile sarılmalıdır. Tüm bu yılan sokması ilk yardım müdahaleleri yapılır yapılmaz, en yakın sağlık kuruluşuna en hızlı biçimde gidilmelidir. Yılan sokması tedavisi için sağlık kuruluşuna gelen hastaya bir dizi test uygulanır. Zehirli bir yılan sokması durumunda hastaya uygulanacak olan tedavi yönteminin belirlenmesinde, yılanın türü önemlidir. Bu nedenle mümkün olduğu takdirde ısıran yılanı etkisiz hale getirmek ve sağlık kuruluşuna onu da götürmek tedavinin hızlandırılmasına önemli faydalar sağlar. Ancak ısırılan kişinin yılanı etkisiz hale getirmeye çalışması, peşine düşmesi son derece tehlikelidir. Çünkü hareket zehrin vücutta daha hızlı bir biçimde yayılmasına neden olur. Yılan panzehiri olarak da bilinen antivenom, uzman doktor tarafından yılanın zehir türüne uygun dozda kalçadan ya da damardan enjekte edilir. Zehirsiz olduğu bilinen yılın ısırmalarında dahi 8 saat hastanın gözlem altında tutulması gerekir.”
“Zehirli yılan sokmalarında ölüm oranı yılanın türüne, uygulanan antivenom (panzehir) tedavisine ulaşım hızına ve bölgeye göre büyük değişiklik gösterir. Gelişmiş ülkelerde ölüm oranı tedavi imkanları sayesinde yüzde 0.5’in altına düşerken, dünya genelindeki zehirlenmelerde bu oran ortalama yüzde 3 ile yüzde 4 civarındadır.” -Dr. Mehmet Görgülü

YILLARCA DOĞRU ZANNEDİLİP YAPILAN YANLIŞ UYGULAMALAR NELERDİR?
Dr. Mehmet Görgülü yılan sokması durumunda yaşanan sağlık sorunlarını ve kalıcı problemleri, “Yılan sokmaları kan hücrelerini parçalayan (hematotoksik), sinir sistemini etkileyen (nörotoksik) veya doku ölümüne yol açan (sitotoksik) zehirler nedeniyle uzuv kaybı, kronik böbrek yetmezliği ve kas/sinir sisteminde ömür boyu süren işlev kayıpları gibi kalıcı organ hasarlarına neden olabilir. Sitotoksik zehirler ısırık bölgesindeki hücreleri tahrip eder. Zamanında müdahale edilmezse şiddetli doku ölümü (nekroz), kangren, kas dokusu kaybı ve hatta ampütasyon (uzvun kesilmesi) ile sonuçlanabilir. Zehrin etkisiyle gelişen kas yıkımı, kan pıhtılaşma bozuklukları veya aşırı kan basıncı düşüklüğü akut böbrek yetmezliğine yol açar. Tedavi edilmeyen veya ağır seyreden vakalarda bu durum kronik böbrek hastalığına dönüşebilir. Nörotoksik zehirler kaslarda zayıflığa ve kronik kramplara neden olabilir. İyileşme sürecinde kasların anormal kısalması anlamına gelen kontraktürler ve sinir hasarına bağlı hareket kısıtlılığı gelişebilir. Pıhtılaşma mekanizmasının bozulması iç organlarda ve beyinde kanamalara yol açabilir. Kalıcı kardiyovasküler (kalp-damar) ve kalıcı görme kaybı gibi organ etkileri de rapor edilmiştir” diye anlattı.

Yılan sokması durumunda halk arasında yaygın pek çok müdahale vardır. Bazen kişi, kendisini ısıran yılanı yakalayarak sağlık kuruluşuna başvurur. Ancak bu yılan zehirliyse erken müdahaleyi imkânsız hale getirir ve hayati riskler kapıya dayanır. Peki ama doğru zannedilip yapılan hayati hatalar nelerdir? Dr. Mehmet Görgülü, yılan sokması durumunda yapılan yanlış müdahaleleri şöyle listeledi:
-Yanlış: Yarayı kesmek veya jiletle çizmek.
Doğrusu: Yara bölgesine müdahale etmek bölgedeki kanamayı artırır, mikroorganizmalara açık hale getirir.
-Yanlış: Zehri ağızla emerek tükürmek.
Doğrusu: Zehri emen kişi, ağzındaki veya diş etlerindeki kılcal damarlar yoluyla zehirlenir.
-Yanlış: Isırılan bölgenin üstüne sıkıca turnike yapmak.
Doğrusu: Çok sıkı turnike uygulamak kan akışını tamamen durdurarak doku ölümüne (kangrene) ve uzuv kaybına yol açabilir.
-Yanlış: Isırık bölgesine buz/soğuk kompres uygulamak.
Doğrusu: Buz uygulamak zehrin yayılmasını engellemez, tam aksine lokal doku hasarını artırır.
-Yanlış: Isıran yılanı öldürüp yanında götürmek.
Doğrusu: Yılanı yakalamaya veya öldürmeye çalışmak ikinci bir ısırılma vakasına davetiye çıkarır. Sadece yılanın fotoğrafını çekmek yeterlidir.